
iki gündür kulağım çınlıyor. ve ben sadece senin, bir tek senin hakkımda kötü konuşmanı isterdim. arkamdan. kötü de olsa aklında olurdum, kinle dolu da olsa kalbinde bi yere sahip olurdum. aah, tanrım ne aptalım hala onun hakkında konuşarak parmaklarımı yoruyorum; bırak kalbimi, beynimi. onları da zaten kaybettim.
mutluluk mu benden kaçıyor, yoksa gerçekten aynı kutuplara mı sahibiz bilmiyorum ama bizim buluşamadığımız bir gerçek. ya o beni istemiyor, ya da onun beni istemesi için gerekli şeyleri yapmıyorum. belki de yeterince mutlu olmak istemiyorum. belki de hak etmiyorum. belki lanetlendim, büyülendim. kime kötülük yaptıysam af diliyorum, beddualarını da geri alsın. yoksa ben hep böyle mi olacağım ?
mutsuz yaşamaya alıştım. uyuştum, üzülmem gereken şeylere gülüyorum. belki de deliriyorum, tam anlamıyla nasıl olduğuma dair hiçbir fikrim yok, kimsenin de olmayacak. aslında bu da önemli değil, ne halde olduğum umrumda değil, ne halde olacağımı düşünmek, tasalanmak beni asıl delirten. geleceğimin karardığını görüyorum sanki, ve ihtiyacım olan sadece bir ışık.
yeni bi hayata başlayabilmek güzel olurdu. kimsenin olmadığı, yalnız, bir başıma. kitaplarım, kahve fincanım, kalemim, kağıdım ve ben. minik bir evim, kocaman bir yatağım, bahçe içinde güzel tahta bir evim. aslında bir gecekondu bile yetebilirdi. aslında dostlarıma ihtiyacım var. sanırım beni mutlu eden tek şey onlar. anlık mutluluklar aslında onların yaşattıkları da. mutluluk geniş bir kavram. hayatı kapsayan bir şey. belki de bu yüzdendir bunca endişem.
her neyse. iyi değilim. kime kötülük yaptıysam da af diliyorum. ben kolay kolay da özür dilemem. iyi değilim dedim ya.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder