uzun bir aradan sonra yine ben geldim ama hiç iyi gelmedim mag. yine bir patlama anı ertesinde yazıyorum bu yazıyı.
birkaç gündür sana yazmayı, biraz içimi dökmeyi düşünüyordum. kısmet şimdiyeymiş. az önce babamla kavga ettik, daha doğrusu ben saydırıp saydırıp telefonu suratına kapattım. benim sorunum olmayan şeyler, onun sorumsuzlukları sayesinde benim sorunum haline geliyor ve bu beni artık çileden çıkarıyor.
bazen diyorum ki, gerçekten siktir olup gideyim bu şehirden, şu adamdan da kurtulayım. burnundan getireyim, her konuda. aklı başına gelsin, şimdiki haline şükreder belki de, anlar beni.
istanbul kazanıp kazanamayacağım belli değil mag. yani bilmiyorum, kazanmayı da istemiyorum sanırım. çünkü kazanabileceğim üniversiteler ya istanbul ya da marmara üniversitesi. ve ikisinde de hocaya dair bir şey kalmamış, sadece isimleri olan, nitelikleri olmayan, boktan eğitim yuvası olmuşlar. buna rağmen, sırf isimleri var diye de yüksekler. e özele de gitmek istemiyorum, zaten tam burslu kazanamazsam da gitmem. geriye ne kalıyor? başka şehir.
başka şehirden kastım da sadece ankara'daki üniversiteleri tercih ederim. hem eğitim hem de isim bakımından iyi üniversiteler bunlar. üstelik kıçımın kenarı istanbul ve marmara'dan da düşükler. ama başka bir şehir? bu beni çok korkutuyor. düşündükçe göğsüme öküz oturuyor sanki. endişe etmekten, plan yapmaktan, "nolacağım" demekten içim çürüdü, beynim tükendi yemin ederim. stres yapmamak elimde değil.
diyorum ki, git gülsüm. korkma. herkes yapıyor bunu, sen neden yapamayacakmışsın ki? hem belki her şey çok daha güzel olur.
sonra, bambaşka bir şehirden, bambaşka insanlardan, bambaşka hayatlardan korkmaya başlıyorum. tanıdığım çevreden uzaklaşıp bana tamamiyle yabancı bir yere gitmek, alışmak korkutuyor. hem de nasıl.
belki de hiç destekçim olmadığındandır bu korkularım. bu konuyu birkaç tane arkadaşıma açtım sadece, onlar da teselli etmeye, pozitif düşün demeye çalışıyorlar. pek diyemiyorlar da, çünkü beni anlıyorlar, onlar da aynı stresi, aynı psikolojiyi yaşıyorlar. ama dedim ya, destekçim yok.
anneme bu konuyu açsam, "şimdiden konuşma, ne olacağı belli olmaz" diyecek, halbuki benim şimdiden konuşup rahatlamam lazım. ama karşısına dikilip, "beni dinle" demeye gücüm yok. dayımla konuşsam, bana ideallerimin olması gerektiğinden, en iyisi olmam gerektiğinden bahsedecek. halbuki ben en iyisi olmak istemiyorum, ben sadece kendime yetmek istiyorum. bilgimle, okulumla, yaşamımla ya da yaptığım her şeyle sadece kendim tatmin olayım, en iyi, en birinci olmayayım istiyorum.
neye ihtiyacım var biliyor musun mag? kararım, düşüncem ne olursa olsun, "ben senin yanındayım" diyen birine. sanırım bir buçuk yıldır en çok ihtiyaç duyduğum şey, birinin yanında, arkamda, her zaman destekçim olduğunu hissetmek. bu eksiklik "o"nun eksikliği mi, yoksa bunu diyebilecek herhangi birinin eksikliği mi bilemiyorum. ama göğsümün ortasında kocaman bir boşluk varmış gibi hissediyorum.
güçsüz hissediyorum. hiç iyi hissetmiyorum.
kalkıp ders çalışmam gerek mesela. bu moralle mi? nasıl çalışayım bu boktan moralle şimdi? bahane falan değil, gözleri dolu dolu da çalışamaz ki ama insan. bok gibi hissederken, boğazı düğümlenmiş, gözyaşları fışkırmaya hazırken nasıl çalışsın ki insan?
keşke bir süpırhirom olsa.
çabucak bitsin. çok yoruldum artık yemin ederim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder